Archive for the ‘Kitaplar’ Category

“Ben Duygu”

Çarşamba, Nisan 7th, 2010

İlginç bir kitap gerçekten. Duygu Asena’nın ağzından ama tam olarak anıları ya da yaşamı değil. Kendisinin de dediği gibi ‘yıllardır zaten okurlarımdan bir şey saklamadan yazdım. Sakladıysam da kimse bilmesin istediklerimdir onlar. E şimdi bu durumda anı kitabi çıkaramam ki, farklı yazacak bir şey yok.’
Hastalığı ortaya çıkmadan önce Zeki Coşkun ikna etmiş ve yılların özetini geçmek istemiş Duygu Asena ile. Ayşe Emel ile birlikte güzel, rahat okunan, akılda kalan bir kitap çıkmış ortaya.
Ben küçüklüğümde sevmezdim Duygu Asena’yı. Neden derseniz, sanırım kitabında da bahsettiği gibi medyadan bize kötü tanıtımıyla ilgiliydi. Feminist diye geçerdi ve ben de küçük aklımla kadın hakları yoktur, insan hakları vardır diye düşünürdüm. Eh o zamanlar kadınlık nedir, zorlukları nedir yeteri kadar bilmiyordum tabii ki. Ailem sağolsun küçükken oyun arkadaşlarımda bile kız-erkek ayırımı olmadığı için böyle bir fikirle büyümedim ben. Kız ya da erkek olarak bir ayrım hiç aklımın ucundan bile geçmezdi, üniversite bitip de çalışma hayatına başlayana kadar. Gerci Duygu da etrafında benimkinin tam tersine zorlamalara rağmen kendi aklınca hiç ayrım görememiş büyürken. O yuzden asiye çıkmış adı.
Kendini önce modellikte, sonra yazarlıkta ve sonra bir düşüncenin temsilciliğinde bulmuş. Ve tüm bunları yaparken kadınlığından, bakımından, güzelliğinden, alımından ödün vermemiş. İnsanlar da orada çelişkiye düşmüş. Öyle ya feministler çirkin olur, hatta sadece feministler değil, solcu kızlar, ülkücü kızlar, mühendislik fakültesinde okuyan kızlar….. kısacası belli bir düşünceye yönelen kızlar, düşünen kızlar çirkin olur diye genel bir kanı varmış nedense.
Benim de ilk oyunculuğa başladığım sıralarda, ünlü bir oyuncu abimiz, şaşkınlık ama gerçekten naif bir şaşkınlıkla ‘mühendislik okumana ne gerek varmış ki’ demişti. Bende aynı naiflik ve anlayamamış halimle ‘efendim? niye ki?’ dediğimde, ‘e güzel kızsın, okumana gerek yokmuş, boşuna okumuşsun’ demişti.
İşin daha ilginç tarafı ben o kadar okul okumuş olmama rağmen o sıralarda hala güzellik ne demek onu anlayamadığımdan, abimizin açıklamasına da anlamayan suratımla bakakalmıştım. Benim için güzel kız ya da yakışıklı erkek diye bir tamlama yoktu. Meğer toplumun genelinde ise bambaşka bir fikir varmış.
Sevgili Duygu, gördüğün gibi değişen çok fazla bir şey yok. Senin de kitabında bahsettiğin gibi belki değişen şey, daha da bilinçsiz ve olanlara sadece seyirci olan insanların artması. Pek aktivist değil artık gençlik, hak da vermek gerek aslında.
İşin kötü kısmı bence kadınların ‘kadınlığı’, erkeklerin ‘erkekliği’ bilemiyor olması. Erkeklerin dünyası denen iş yaşamında kendini ispat uğruna, güzel kadınsılıkları yaşayamayan kendi doğalarının dışında davranış biçimlerine kendilerini zorlamış kadınlar ve sert erkek imajından sıkılmış, yenilik arayan, kadınları anlamak kisvesi altında kadınlaşan erkekler var artık toplumda. Eh haliyle, önce kendi içleri ile kavga halinde olan bireyler, karşı karşıya gelince birbirleriyle anlaşamayan çiftler, onların mutsuz evlilikleri ve ne yapacaklarını bilmeyen çocuklardan oluşuyor toplum artık.
Neyse konuyu fazla dağıttım, aslında demek istediğime dönelim. “Ben Duygu” enteresan bir kitap.
Duygu gibi, asena gibi. Önce çekici, biraz daha içine girince sıkıcı, tasvip edilmeyen ama tam ‘amaaan’ derken öyle bir hamle yapıyor ki, kitabın sonunda yılların tatlılaştırdığı olgun kadını görüyorsun.
Kitap da o haliyle biterken, vay be diyorsun. Darısı benim başıma, birileri de bir gün “Ben Sinemis”i okur mu acaba?…