Archive for the ‘Geziler’ Category

Halep-Şam-Beyrut Rotası

Cumartesi, Ekim 2nd, 2010

Eğer dört gününüz varsa ve yurtdışında vize istemeyen bir yere gitmek istiyorsanız harika bir program anlatacağım şimdi sizlere.
Sabah 6:20de THY’nın Gaziantep uçağına biniyorsunuz ve sabah 8′de Antep’e indiğinizde daha önce internetten araştırıp bulduğunuz, Antep-Şam arası servis veren arabalardan biri sizi karşılıyor. Kendi kiraladığınız arabayla gitmeye kalktığınızda sınırda halledilmesi gereken bir çok şey karşınıza çıkacağı için Antepte bu işi yapanlarla anlaşmak daha mantıklı ve fiyat olarak da daha uygun oluyor. Antep’ten yaklaşık iki saat sonra Halep’e varıyorsunuz. Halep’ten sonra Şam da 4-5 saat sürüyor. Genellikle şoför abiler Halep’te fazla durmak istemiyorlar. Akşam Antep’e evlerine yetişebilmek için bir yemek molası verip devam etmek istiyorlar, ama biz şanslıydık. Bizim abi bizi garda iki-ikibuçuk saat bekledi, yanımıza Türkçe konuşabilen rehber Ali’yi verdi ve biz de Halep’i gezme şansına sahip olduk.
Halep gezimizden sonra akşam 6-7 gibi Şam’a vardık. Otele yerleşip akşam yemeğine çıkabilmek için ideal bir zamanlama oldu. Şam oldukça küçük bir şehir olduğundan o gece ve ertesi gün öğlen 2ye 3e kadar vakit ayırmak yeterli oluyor.
Ertesi gün öğleden sonra 3gibi yine otelinizden uygun bir fiyata araba ayarladığınızda Beyrut’a doğru yola çıkabiliyorsunuz. Burada dikkat etmeniz gereken en önemli unsur pasaportunuzda İsrail ile ilgili hiç bir damga, vize ve benzeri bulunmaması.
Türkiye-Suriye sınır kapısı oldukça rahat ”oooo Türkiye, Polat Alemdar, Abdülhey… hah ha ha” gibi sevgi sözcükleri ve gülümsemelerle geçerken, Suriye-Lübnan sınır kapısı biraz daha sıkı güvenlikli ve pek de gülümsemeden geçiyor ama yine de herhangi bir Avrupa ülkesi ya da Amerika ile karşılaştırılırsa oldukça iyi davranıyorlar. Bu bölgede Türk olmak oldukça forslu bir durum, işlemleriniz yapılırken fazla bekletmemek için sizi özel bir sıraya bile alıyorlar.
Sınır kapısındaki işlemlerin hızına göre Şam’dan 2-3 saatlik yolculuktan sonra Beyrut’a da yine aksam 6-7 gibi varıp harika bir zamanlama ile otelinize yerleşiyorsunuz.
Akşam yemeği, Beyrut’un meşhur gece hayatı, derken ertesi günü de erken kalkıp şehri gezeceğinizi unutmadan, makul bir saatte otelinize dönüyorsunuz :)
Ertesi gün tüm gününüzü ve bir sonraki gün akşam 8e kadarki zamanınızı şehri ve yakın yerlerdeki güzellikleri de gezerek geçirdikten sonra akşam 9:15 MEA uçağı ile dönüş yoluna çıkıyor, gece 11de İstanbul’da oluyorsunuz.
Böylelikle dört günde çok yorulmadan maksimum yer görerek oldukça da uygun fiyatlarla gezinizi tamamlamış oluyorsunuz.
Beyrut, Halep ve Şam’a göre oldukça pahalı ama eğer bir de gezinizi ramazan gibi sezon dışı bir zamana denk getirirseniz oldukça hesaplı, harika bir tatil yapıp dönüşte arkadaşlarınıza ballandıra ballandıra anlatabilirsiniz.

Hindistan/Bombay macerası

Çarşamba, Mart 3rd, 2010

İstanbul’dan 6-7 saatlik bir uçuş sonrası Bombay’e varabiliyorsunuz. Zaman olarak bizden ikibuçuk saat ilerideler, havaalanı olarak ise biraz gerideler. İlk intiba biraz ilginç tabi. Nem, sıcaklık, çekmeyen cep telefonları, biraz da değişik koku eşliğinde kalabalık bir havaalanı karşılıyor sizi ilk indiğinizde. THY seferlerinden ve saat olarak bizden ileride olmalarından dolayı gece varmış oluyorsunuz şehre. Otelinize varmak için arabaya geçtiğinizde gecenin karanlığından dolayı henüz trafik ve yolları göremesenizde en azından sağdan akan trafiği ve sağ taraftaki sürücü koltuğunu fark ediyorsunuz.

İkinci şoku da otelinize vardığınızda yaşıyorsunuz. Yanlış anlamayın herkes güleryüzlü, ingilizce konuşuyorlar genelde, özellikle yıldızlı otellerde, ama yine de anlaşmak biraz zaman alıyor. Örneğin adaptör isteyeceksiniz lobiden, gülümseyerek, aksanlı ingilizceleri ve sağa sola garip bir salınımla salladıkları kafalarıyla ‘aaa tabi ne demek, hemen’ diyorlar ama sonrasında yok oluyorlar. Bir daha arıyorsunuz, yine bir gülümseme, yine bir nezaketlikten kırılma ama yine isteğin yerine gelmemesi, bu hikaye siz pes edene kadar devam ediyor çünkü onlar kaba olacaklarından mı korkuyorlar nedir, asla size olmaz, ya da dediğinizi anlayamadım vs gibi cevaplar vermiyorlar.

Ben iş için gittiğim için belki farklı bir Hindistan tecrübe etmiş olabilirim ama şu meşhur spiritüel yönünü hiç göremedim. O kısmı da artık başka bir zamana. Tekrar gitmek istersem tabi :)

Beni şaşırtanları sıralıyım en iyisi size:

  • Sokaklarda yollarda multilüks arabalarla, fotoğraflarını gördüğünüz 3 tekerlekli tuk tukların yanyana olması. Yolda giderken kaldırımda, gerçekten sözlük anlamıyla, yaşayan insanları, aileleri, görmek. Kaldırımı süpüren, duş alan, uyuyan ya da sizin arabanızın camını çalıp para isteyen insanlarla, yüksek sınıfın aynı muhitlerde yaşaması. Özellikle burası sanırım sadece biz turistleri şaşırtıyor. Onlar için saray yavrusu evlerinden çıkıp arabalarına binerken bir sokak kedisinin bacağına sürtünmesi ve miyavlaması kadar normal alt sınıftan birinin camı tıklayıp yemek, para vs istemesi. Beni oldukça üzmüştü.

Bilmem kaç yıldızlı dünyanın sayılı otellerinin restorantlarında sanki şarap listesi gibi içecek su listesi sunmaları ve sonrasında seçtiğimiz suyun getirilip şarap şişesi gibi gösterilip onaylatılması, gözümüzün önünde açılması.

  • Birbuçuk asır süren İngiliz sömürgesinin etkisi olacak, yemek düzeninde gümüşlerin, sofra düzeninin çok şık olması ama yemek geldikten sonra gümüşlerden ziyade ellerin daha çok kullanılması :)

ve tabii ki o baharatlar, yemekler, içecekler sonunda midenin hatta bağırsakların illa ki bozulması. Temizliğe dikkat etseniz bile bir şekilde yediklerinizdeki baharattan bağırsaklar, mide mutlaka bozuluyor.

  • Gece hayatının renkliliği, mekanların lükslüğü yanında sokakların pisliği. Gece hayatı demişken, klüplerin tuvaletlerinde peçete bulunması doğallığında, daha fazla alkol almanızı ve midenizin bozulmamasını sağlayan tabletlerin kutularca verilmesi.

Sanırım insanların çok olmasından dolayı kapıyı tutan tuvaletin içinde yine ayrıca kapınızı tutan, çıkınca elinizi yıkadıktan sonra ellerinizi kurulayan, nemlendirici süren insanlar var. Görevleri bunlar olan insanlar. Ben yaparım teşekkür ederim de işe yaramıyor. Görevlerine acayip bağlılar.

  • Ülkenin aslında yeni oluşu. Babam doğduğunda Hindistan İngiltere sömürgesiymiş. ya 1947de ya da 50lerde kurtulmuş sömürgelikten.

Bu kadar yeri gezdim ilk defa biri markette cüzdanımı çalmaya çalıştı.

Sanırım beni şaşırtanlar listesini daha da uzatabilirim. Ama dediğim gibi ben iş için gittiğimden belki çok da fazla tanıyamadım, haksızlık ediyor olabilirim.

Son olarak size komik anımı aktarayım ve bu yazımı burada bitireyim.

Hediyelik eşya almak için girdiğim Bombay’in en büyük alışveriş merkezinde (ki bizim istanbul şişlideki YKM mağazası kadar anca vardı bina :)) alacak hediye bulamazken biblolara gözüm takıldı ve tezgahtara sordum ‘Şurdaki fil gibi duran şeye bakabilir miyim?’ (can i see that elephant thing please?) tezgahtar bana ters bir suratla dönüp ‘O bir Tanrı bayan!’ (it’s a God mam!) diye azarladı.

ooops! :)

Hindistan macerası da hayatımdaki ilginç deneyimler listesinde yerini aldı ve İstanbul’a binbir macera ile döndüğümde bavulum bir hafta sonra hala Bombay kokuyordu :)