Çalgı Çengi

Dün akşam üstü tesadüfen özel gösteriminde bulunduğum filmle ilgili iki satır yazayım dedim fakat gülmekten yazamıyorum. Çünkü bir yanda da fragmanını açtım tekrar dinliyorum.

Ahmet Kural ve Murat Cemcir harika bir ikili oluşturmuşlar. Küfürlü konuşmalardan normalde hazetmeyen ben, filmlerde sırf komiklik olsun diye yapılmalarını da hiç sevmem. Çalgı Çengi‘de ise ikilimizin içinde bulundukları durumun vehameti mi yoksa ağızlarına yakışması mı bilemedim, küfür bu filmde hiç sakil durmamış.

Polat Alemdar ve sonrasında komedi tarafında ise Recep İvedik ile başlayan, bir karakter yaratıp onun filmini yapma hali, Ata’nın yarattığı trakyalı shrek ile daha sıcak ve sevimli olmuş, seyircileri güldürürken, şimdi yeni bir ikili ile karşı karşıyayız. Bağcılar-Güneşli arası yaşayan, o hayattan yırtıp, çalgıcı damgasından müzisyenlik mesleğine terfi etmek isteyen iki kuzenin, gittikleri düğün öncesi kuliste başlar tüm hikaye ve kendilerini mafyanın içinde bulurlar.

Çizgi roman tadında, keyifle izlenen bir film olmuş. Bu cuma (18.Şubat) vizyona giriyor. Sessiz sedasız giriyor ama bence fısıltı gazetesi ile sonradan seslerini duyuracaklar.

”La bebe, biz nasıl adamlarız la?!”
” Şu sıfata bag hele, Angaralıyız la biz!”

AY IŞIĞI

Beethoven, ay ışığı sonatı ne kadar etkileyici. Piyano tuşuna her basıldığında sanki içimde bir yerlere dokunuyor. Unuttuğum, dokunmak istemediğim, dokunulduğunda acıyan yerlere. Ama rahatlıyor insan yüzleşince, o unuttuğu yerlere dokundukça. O tuşlar sanki aynı zamanda bir pamuk parçası. Seni yüzleştirirken yalnız da bırakmıyor. Sarıyor, sarmalıyor, kucaklıyor.

Yürümek, ilerlemek hissi veriyor, üstüne gitmek, kavuşmak. Kaçmak olduğun halden, yeni bir hale kavuşmak. Huzurlu bir yere, sakin, insanların kötü olmadığı, hırslarından gözlerinin dönmediği, cahil olmadıkları, bilinçsizce birbirlerini ezmeye çalışmadıkları, o karmaşanın olmadığı bir yere kaçmak, kavuşmak. Temiz bir yere gitmek. Televizyondan habire gürültünün gelmediği, tuhaf senaryoların olmadığı, gazetelerin artık elleri, üstümüzü, beynimizi kirletmek yerine, bilgi verdiği, haber verdiği, kafamızın içinin türlü türlü çöplerle doldurulmadığı güzel günlere gitmek istemek. Yatıp uyumak ve uyandığında kendini başka bir filmde bulmak!

Beethoven fonda sakince çalarken, beni huzura davet ederken, içimdeki kızgınlıklar, üzüntüler taşıyor ve yazıyorum, rahatlıyorum. Kavuşmak istediklerimin rüyasını görüp, sabah da gerçekten daha güzel bir filme uyanmak istiyorum.

Ay ışığı yanımda ol. Şimdi odamı aydınlattığın gibi, önümdeki yolu da aydınlat!

Nişantaşı

Nişantaşı Life ile yaptığımız minik röportaj.

Bu Da Benim Ailem 3.sezonunda

Oyunumuzun bu kadar ilgi görmesi, seyircilerimizden aldığımız alkışlar bizi bu hayatta mutlu eden… 3 sezon oynamamızı sağlayan seyircilerimize binlerce teşekkür… Aynı oyunda oynama gururu duyduğum Metin Serezli ile beraber verdiğimiz minik röportajı sizlerle paylaşmak istedim!

The sky is yours! ;)

Jason Mraz – I’m Yours

Bana hep keyif veren bir şarkı! Gülümseten, neşelendiren, oh be iyi ki yaşıyoruz, hayat ne güzel dedirten ve öyle anlarda hepimizin yaptığını yaptırıp bağıra bağıra, eğlenerek şarkı söylememi sağlayan şarkı…

jason mraz bizim için söylüyor!!!Ve hep beraber bağıra bağıra söylüyoruz o zaman :)

Well open up your mind and see like me
Open up your plans and damn you’re free
……..
Look into your heart and you’ll find that the sky is yours!!!!

Trendus.com için

Yaptığımız mini röportaj!

Halep-Şam-Beyrut Rotası

Eğer dört gününüz varsa ve yurtdışında vize istemeyen bir yere gitmek istiyorsanız harika bir program anlatacağım şimdi sizlere.
Sabah 6:20de THY’nın Gaziantep uçağına biniyorsunuz ve sabah 8′de Antep’e indiğinizde daha önce internetten araştırıp bulduğunuz, Antep-Şam arası servis veren arabalardan biri sizi karşılıyor. Kendi kiraladığınız arabayla gitmeye kalktığınızda sınırda halledilmesi gereken bir çok şey karşınıza çıkacağı için Antepte bu işi yapanlarla anlaşmak daha mantıklı ve fiyat olarak da daha uygun oluyor. Antep’ten yaklaşık iki saat sonra Halep’e varıyorsunuz. Halep’ten sonra Şam da 4-5 saat sürüyor. Genellikle şoför abiler Halep’te fazla durmak istemiyorlar. Akşam Antep’e evlerine yetişebilmek için bir yemek molası verip devam etmek istiyorlar, ama biz şanslıydık. Bizim abi bizi garda iki-ikibuçuk saat bekledi, yanımıza Türkçe konuşabilen rehber Ali’yi verdi ve biz de Halep’i gezme şansına sahip olduk.
Halep gezimizden sonra akşam 6-7 gibi Şam’a vardık. Otele yerleşip akşam yemeğine çıkabilmek için ideal bir zamanlama oldu. Şam oldukça küçük bir şehir olduğundan o gece ve ertesi gün öğlen 2ye 3e kadar vakit ayırmak yeterli oluyor.
Ertesi gün öğleden sonra 3gibi yine otelinizden uygun bir fiyata araba ayarladığınızda Beyrut’a doğru yola çıkabiliyorsunuz. Burada dikkat etmeniz gereken en önemli unsur pasaportunuzda İsrail ile ilgili hiç bir damga, vize ve benzeri bulunmaması.
Türkiye-Suriye sınır kapısı oldukça rahat ”oooo Türkiye, Polat Alemdar, Abdülhey… hah ha ha” gibi sevgi sözcükleri ve gülümsemelerle geçerken, Suriye-Lübnan sınır kapısı biraz daha sıkı güvenlikli ve pek de gülümsemeden geçiyor ama yine de herhangi bir Avrupa ülkesi ya da Amerika ile karşılaştırılırsa oldukça iyi davranıyorlar. Bu bölgede Türk olmak oldukça forslu bir durum, işlemleriniz yapılırken fazla bekletmemek için sizi özel bir sıraya bile alıyorlar.
Sınır kapısındaki işlemlerin hızına göre Şam’dan 2-3 saatlik yolculuktan sonra Beyrut’a da yine aksam 6-7 gibi varıp harika bir zamanlama ile otelinize yerleşiyorsunuz.
Akşam yemeği, Beyrut’un meşhur gece hayatı, derken ertesi günü de erken kalkıp şehri gezeceğinizi unutmadan, makul bir saatte otelinize dönüyorsunuz :)
Ertesi gün tüm gününüzü ve bir sonraki gün akşam 8e kadarki zamanınızı şehri ve yakın yerlerdeki güzellikleri de gezerek geçirdikten sonra akşam 9:15 MEA uçağı ile dönüş yoluna çıkıyor, gece 11de İstanbul’da oluyorsunuz.
Böylelikle dört günde çok yorulmadan maksimum yer görerek oldukça da uygun fiyatlarla gezinizi tamamlamış oluyorsunuz.
Beyrut, Halep ve Şam’a göre oldukça pahalı ama eğer bir de gezinizi ramazan gibi sezon dışı bir zamana denk getirirseniz oldukça hesaplı, harika bir tatil yapıp dönüşte arkadaşlarınıza ballandıra ballandıra anlatabilirsiniz.

Lebanon

İnsan değişik bir film izlediğinde gerçekten keyifleniyor. Geçenlerde ani bir kararla Suriye-Lübnan gezisi yaptıktan sonra 2009 yapımı ”Lebanon” diye bir film izledim. Filmle ilgili bir bilgim yoktu, keyifli bir geziden yeni dönmüş gaza gelen biri olarak filmin ismini görünce hemen izlemek istedim.
Film aslında sıkılmak için yapılmış gibi geliyor insana.
Tüm film bir tankın içinde geçiyor ve insan biraz fazlaca, küçük ve kapalı bir yerde kalmış hissine kapılıyor, bir de üstüne savaş psikolojisini eklersek tam sıkılmak için birebir diyebileceğiniz bir film gibi geliyor değil mi size de?!
Fakat işte burada yönetmenin başarısı devreye giriyor ki, sanırım bunda da Samuel Maoz‘un aslında yaşadığı hikayeyi çekmesinin ve fotoğrafçı olmasının etkisi büyük.
Aslında film boyunca izlediğimiz sanki bir araya getirilmiş etkileyici savaş fotoğrafları.
Belki de ben yeni Lübnan gezisinden döndüğüm için belki film kısa olduğu için belki de yönetmenin hikayesinden etkilendiğim için beğendim filmi. Herkes için aynı etkiyi yaratmayabilir, ama yine de dvd de izlemek için değer derim. Hele ki filmlerde biraz ışık, renk, açı gibi unsurlara önem veriyorsanız.
”Bu bir savaş ve savaş genellikle tehlikelidir!” diyor fragmanında.
Erkek olmak, cesur olmak, asker olmak, güçlü olmak, kahraman olmak ve aslında sadece erkek olduğun için bunların hepsini olmak ”zorunda” olmak, arada kalmak. Hem de savaş zamanı, en ”erkek” olman gereken zaman. Oldukça zor!
Kadın olduğum için benim herhalde tam anlamıyla anlayamayacağım bir şey.
Ben filmde bir tankın içine sıkışıp kalmış dört askeri, dört erkek çocuğunun korkularını gördüm. Anlatım dilini ve bize gösterdiği savaş fotoğraflarını etkileyici buldum. Belki siz de beğenirsiniz, işte filmimizin web sayfası ”Lebanon”

Das Experiment filmi,

Persepolis filmi, Sivas, çocuk tecavüzleri, havalarda uçuşan evetler, hayırlar, Hakkari’de patlayan mayınla dağılan Kurt ailesi, her olayla daha da bileylenen bıçak gibi insanlar….
Öyle olsa keşke, film olsa!
Senaryo olsa her şey! Anafikri, söylemeye çalıştığı bir mesajı olan film olsa bu hayat! Çünkü başka bir açıklaması mümkün değil!
Bunlar ancak, Schindlerin listesi gibi; bak zamanında ne fenalıklar yapmış insanlar, biz yapmayalım demek için yeni nesillere izletilecek gerçek dışı kurmaca, macera, dram filmleri olabilir.
Ve artık yönetmenin kestik diye bağırması, oyuncuların kendilerine dönmeleri, çay molasında havadan sudan konuşma kısmına geçmeleri gerekiyor.
Bunlar gerçek olamayacak kadar ustalıkla yazılmış kötü karakterler. Bir filmde izliyor olsaydım, yok artık bu kadar olmaz derdim. Açıkcası ben inanamıyorum.
Hakkari’de patlayan mayının sorumlusu nasıl bir insan olabilir? Ya küçücük çocuklara tecavüz edenler? Sergi açılışında içki içiliyor diye şiddet kullanmak, göz yaşartıcılara başvurmak ne demek?
Bunlar da sadece büyük bir üzüntü, kızgınlık ve korkuyla oturmuş bu yazıyı yazarken ilk etapta hatırladığım olaylar.
Her yeni olayda ”inanamıyorum, kim bu insanlar? ben nerede yaşıyorum? bunlar nereden çıktı” demekte ısrar eden ve ”onların” varlıklarını kabul edemeyen ”bizler” ettiğimizde de artık onlar ve bizler diye ayırmış oluyoruz ve iş işten geçmiş, kutuplaşmalar başlamış oluyor.
Öyle ya da böyle gidişat hiç iyi değil. Gerçekten korkuyorum! Hem de çok! Sadece kendi halinde yaşamak isteyen, kimseye karışmayan, kimseye de bir zararı olmayan bir vatandaşım ve endişeliyim.
Kendim ve doğmamış çocuklar için!
Gelecek için!

Gülümsemek güzel :)

Bu kız bana iyi geliyor! Gerçekten! Şu simgesel olarak gördüğünüz gülümsemenin gerçeğini sağlıyor bende :) Üstelik cep telefonundan mesajlaşırken bile :)
Bugün boş yolda gece gece araba kullanırken, çoğu insanın tek başınayken yaptığı gibi, düşünüyordum. Ben aslında şanslı bir insanım ama unutuyorum arada diye. Aslında arada unutuyorum sayılmaz, daha çok arada hatırlıyorum diyebiliriz.
Neyse kırmızı ışıkta durmuş beklerken, bu ara yaşadığım şanssızlıklarımı düşünüyordum. Babam geldi aklıma. Bir kaç zaman önce ”Ben senin için endişelenmiyorum, sen özel bir çocuksun” demişti. O da ne demek baboşcum, bir İdil Biret’liğim efendime söyliyim Bedri Baykam’lığım yok, nasıl yani? dedim ben de hemen. ”Özelsin dedi, nasıl anlatılır bilmiyorum ama senin işlerin hep bir şekilde yolunda olur. Sanki seni hep birisi koruyup kolluyormuş gibi” dedi. Tamam buna küçükken ben de inanıyordum ama bu aralar sanırım inanmayı bırakmışım ki biraz anlamaz bakınca şöyle dedi ”Şimdi hatırlamıyorum yine nereye gitmiştin ama, trafikte can çekişerek, tüm kırmızılara yakalanarak seni havaalanından almaya gelmiştim yorgun argın. Sen arabaya bindin ve eve doğru yola çıktığımızda sen bana yolculuğunu anlatırken ben yolda tüm ışıkların yeşile dönmesini trafiğin açık olmasını hayretle izliyordum. O kadar yol bir tane ışığa yakalanmadan gelinir mi? Gelindi! Sen özel bir çocuksun, senin önün hep açılır” dedi.
Sonra düşündüm evet ben pek kırmızıya denk gelmem trafikte ama bunu hayata yaymamıştım tabi. Tam da bunu düşünürken gözüm yanan kırmızıya takıldı yine. Allah allah bu ışık da amma uzun sürüyormuş. Neyse ilerledim biraz daha, eeee hani şanslıydık? Yine kırmızı!
Böyle böyle yolda 3 kırmızı ışığa yakalandım eve yaklaştığım sıralarda ve tam bizim sokağın oradaki dört yolda ne gördüm? Kaza olmuş!
Babam yine haklı çıktı, ben şanslı bir çocuktum ve kırmızı ışıklar bu sefer belki de işe yaramıştı.
Şu karamsarlıktan kurtulmanın vaktidir derken eve girince yine unuttum ve derdime tasama düştüm, ah bu baş ağrısı neden geçmez derken cep telefonum bipledi.
Karşılıklı mesajlaşarak sohbet ettik biraz. Bu aralar kızımızın cephesinde de aşk hayatı dertleri var. Eh sorunlar bitmiyor değil mi?! Hepimizin ayrı ayrı derdi var tasası var. Ama ne güzel ki şarkıda dediği gibi, birbirimize vitaminler moraller verdik, içimizdeki şeytanlara zülfikarlarla saldırdık ve ben yüzümde gülümseme ile telefonumu kenara koyup önümde duran bilgisayarımı açıp bu yazıyı yazdım. Hem gece gece telefonumu bipleyen kıza teşekkür etmek için, hem de içerde uyuyan babama.
Beni gülümsettikleri için! :)

İyi geceler!!!