Archive for Ekim, 2010

The sky is yours! ;)

Cumartesi, Ekim 16th, 2010

Jason Mraz – I’m Yours

Bana hep keyif veren bir şarkı! Gülümseten, neşelendiren, oh be iyi ki yaşıyoruz, hayat ne güzel dedirten ve öyle anlarda hepimizin yaptığını yaptırıp bağıra bağıra, eğlenerek şarkı söylememi sağlayan şarkı…

jason mraz bizim için söylüyor!!!Ve hep beraber bağıra bağıra söylüyoruz o zaman :)

Well open up your mind and see like me
Open up your plans and damn you’re free
……..
Look into your heart and you’ll find that the sky is yours!!!!

Trendus.com için

Cuma, Ekim 8th, 2010

Yaptığımız mini röportaj!

Halep-Şam-Beyrut Rotası

Cumartesi, Ekim 2nd, 2010

Eğer dört gününüz varsa ve yurtdışında vize istemeyen bir yere gitmek istiyorsanız harika bir program anlatacağım şimdi sizlere.
Sabah 6:20de THY’nın Gaziantep uçağına biniyorsunuz ve sabah 8′de Antep’e indiğinizde daha önce internetten araştırıp bulduğunuz, Antep-Şam arası servis veren arabalardan biri sizi karşılıyor. Kendi kiraladığınız arabayla gitmeye kalktığınızda sınırda halledilmesi gereken bir çok şey karşınıza çıkacağı için Antepte bu işi yapanlarla anlaşmak daha mantıklı ve fiyat olarak da daha uygun oluyor. Antep’ten yaklaşık iki saat sonra Halep’e varıyorsunuz. Halep’ten sonra Şam da 4-5 saat sürüyor. Genellikle şoför abiler Halep’te fazla durmak istemiyorlar. Akşam Antep’e evlerine yetişebilmek için bir yemek molası verip devam etmek istiyorlar, ama biz şanslıydık. Bizim abi bizi garda iki-ikibuçuk saat bekledi, yanımıza Türkçe konuşabilen rehber Ali’yi verdi ve biz de Halep’i gezme şansına sahip olduk.
Halep gezimizden sonra akşam 6-7 gibi Şam’a vardık. Otele yerleşip akşam yemeğine çıkabilmek için ideal bir zamanlama oldu. Şam oldukça küçük bir şehir olduğundan o gece ve ertesi gün öğlen 2ye 3e kadar vakit ayırmak yeterli oluyor.
Ertesi gün öğleden sonra 3gibi yine otelinizden uygun bir fiyata araba ayarladığınızda Beyrut’a doğru yola çıkabiliyorsunuz. Burada dikkat etmeniz gereken en önemli unsur pasaportunuzda İsrail ile ilgili hiç bir damga, vize ve benzeri bulunmaması.
Türkiye-Suriye sınır kapısı oldukça rahat ”oooo Türkiye, Polat Alemdar, Abdülhey… hah ha ha” gibi sevgi sözcükleri ve gülümsemelerle geçerken, Suriye-Lübnan sınır kapısı biraz daha sıkı güvenlikli ve pek de gülümsemeden geçiyor ama yine de herhangi bir Avrupa ülkesi ya da Amerika ile karşılaştırılırsa oldukça iyi davranıyorlar. Bu bölgede Türk olmak oldukça forslu bir durum, işlemleriniz yapılırken fazla bekletmemek için sizi özel bir sıraya bile alıyorlar.
Sınır kapısındaki işlemlerin hızına göre Şam’dan 2-3 saatlik yolculuktan sonra Beyrut’a da yine aksam 6-7 gibi varıp harika bir zamanlama ile otelinize yerleşiyorsunuz.
Akşam yemeği, Beyrut’un meşhur gece hayatı, derken ertesi günü de erken kalkıp şehri gezeceğinizi unutmadan, makul bir saatte otelinize dönüyorsunuz :)
Ertesi gün tüm gününüzü ve bir sonraki gün akşam 8e kadarki zamanınızı şehri ve yakın yerlerdeki güzellikleri de gezerek geçirdikten sonra akşam 9:15 MEA uçağı ile dönüş yoluna çıkıyor, gece 11de İstanbul’da oluyorsunuz.
Böylelikle dört günde çok yorulmadan maksimum yer görerek oldukça da uygun fiyatlarla gezinizi tamamlamış oluyorsunuz.
Beyrut, Halep ve Şam’a göre oldukça pahalı ama eğer bir de gezinizi ramazan gibi sezon dışı bir zamana denk getirirseniz oldukça hesaplı, harika bir tatil yapıp dönüşte arkadaşlarınıza ballandıra ballandıra anlatabilirsiniz.

Lebanon

Cumartesi, Ekim 2nd, 2010

İnsan değişik bir film izlediğinde gerçekten keyifleniyor. Geçenlerde ani bir kararla Suriye-Lübnan gezisi yaptıktan sonra 2009 yapımı ”Lebanon” diye bir film izledim. Filmle ilgili bir bilgim yoktu, keyifli bir geziden yeni dönmüş gaza gelen biri olarak filmin ismini görünce hemen izlemek istedim.
Film aslında sıkılmak için yapılmış gibi geliyor insana.
Tüm film bir tankın içinde geçiyor ve insan biraz fazlaca, küçük ve kapalı bir yerde kalmış hissine kapılıyor, bir de üstüne savaş psikolojisini eklersek tam sıkılmak için birebir diyebileceğiniz bir film gibi geliyor değil mi size de?!
Fakat işte burada yönetmenin başarısı devreye giriyor ki, sanırım bunda da Samuel Maoz‘un aslında yaşadığı hikayeyi çekmesinin ve fotoğrafçı olmasının etkisi büyük.
Aslında film boyunca izlediğimiz sanki bir araya getirilmiş etkileyici savaş fotoğrafları.
Belki de ben yeni Lübnan gezisinden döndüğüm için belki film kısa olduğu için belki de yönetmenin hikayesinden etkilendiğim için beğendim filmi. Herkes için aynı etkiyi yaratmayabilir, ama yine de dvd de izlemek için değer derim. Hele ki filmlerde biraz ışık, renk, açı gibi unsurlara önem veriyorsanız.
”Bu bir savaş ve savaş genellikle tehlikelidir!” diyor fragmanında.
Erkek olmak, cesur olmak, asker olmak, güçlü olmak, kahraman olmak ve aslında sadece erkek olduğun için bunların hepsini olmak ”zorunda” olmak, arada kalmak. Hem de savaş zamanı, en ”erkek” olman gereken zaman. Oldukça zor!
Kadın olduğum için benim herhalde tam anlamıyla anlayamayacağım bir şey.
Ben filmde bir tankın içine sıkışıp kalmış dört askeri, dört erkek çocuğunun korkularını gördüm. Anlatım dilini ve bize gösterdiği savaş fotoğraflarını etkileyici buldum. Belki siz de beğenirsiniz, işte filmimizin web sayfası ”Lebanon”