Archive for Eylül, 2010

Das Experiment filmi,

Salı, Eylül 21st, 2010

Persepolis filmi, Sivas, çocuk tecavüzleri, havalarda uçuşan evetler, hayırlar, Hakkari’de patlayan mayınla dağılan Kurt ailesi, her olayla daha da bileylenen bıçak gibi insanlar….
Öyle olsa keşke, film olsa!
Senaryo olsa her şey! Anafikri, söylemeye çalıştığı bir mesajı olan film olsa bu hayat! Çünkü başka bir açıklaması mümkün değil!
Bunlar ancak, Schindlerin listesi gibi; bak zamanında ne fenalıklar yapmış insanlar, biz yapmayalım demek için yeni nesillere izletilecek gerçek dışı kurmaca, macera, dram filmleri olabilir.
Ve artık yönetmenin kestik diye bağırması, oyuncuların kendilerine dönmeleri, çay molasında havadan sudan konuşma kısmına geçmeleri gerekiyor.
Bunlar gerçek olamayacak kadar ustalıkla yazılmış kötü karakterler. Bir filmde izliyor olsaydım, yok artık bu kadar olmaz derdim. Açıkcası ben inanamıyorum.
Hakkari’de patlayan mayının sorumlusu nasıl bir insan olabilir? Ya küçücük çocuklara tecavüz edenler? Sergi açılışında içki içiliyor diye şiddet kullanmak, göz yaşartıcılara başvurmak ne demek?
Bunlar da sadece büyük bir üzüntü, kızgınlık ve korkuyla oturmuş bu yazıyı yazarken ilk etapta hatırladığım olaylar.
Her yeni olayda ”inanamıyorum, kim bu insanlar? ben nerede yaşıyorum? bunlar nereden çıktı” demekte ısrar eden ve ”onların” varlıklarını kabul edemeyen ”bizler” ettiğimizde de artık onlar ve bizler diye ayırmış oluyoruz ve iş işten geçmiş, kutuplaşmalar başlamış oluyor.
Öyle ya da böyle gidişat hiç iyi değil. Gerçekten korkuyorum! Hem de çok! Sadece kendi halinde yaşamak isteyen, kimseye karışmayan, kimseye de bir zararı olmayan bir vatandaşım ve endişeliyim.
Kendim ve doğmamış çocuklar için!
Gelecek için!

Gülümsemek güzel :)

Pazar, Eylül 19th, 2010

Bu kız bana iyi geliyor! Gerçekten! Şu simgesel olarak gördüğünüz gülümsemenin gerçeğini sağlıyor bende :) Üstelik cep telefonundan mesajlaşırken bile :)
Bugün boş yolda gece gece araba kullanırken, çoğu insanın tek başınayken yaptığı gibi, düşünüyordum. Ben aslında şanslı bir insanım ama unutuyorum arada diye. Aslında arada unutuyorum sayılmaz, daha çok arada hatırlıyorum diyebiliriz.
Neyse kırmızı ışıkta durmuş beklerken, bu ara yaşadığım şanssızlıklarımı düşünüyordum. Babam geldi aklıma. Bir kaç zaman önce ”Ben senin için endişelenmiyorum, sen özel bir çocuksun” demişti. O da ne demek baboşcum, bir İdil Biret’liğim efendime söyliyim Bedri Baykam’lığım yok, nasıl yani? dedim ben de hemen. ”Özelsin dedi, nasıl anlatılır bilmiyorum ama senin işlerin hep bir şekilde yolunda olur. Sanki seni hep birisi koruyup kolluyormuş gibi” dedi. Tamam buna küçükken ben de inanıyordum ama bu aralar sanırım inanmayı bırakmışım ki biraz anlamaz bakınca şöyle dedi ”Şimdi hatırlamıyorum yine nereye gitmiştin ama, trafikte can çekişerek, tüm kırmızılara yakalanarak seni havaalanından almaya gelmiştim yorgun argın. Sen arabaya bindin ve eve doğru yola çıktığımızda sen bana yolculuğunu anlatırken ben yolda tüm ışıkların yeşile dönmesini trafiğin açık olmasını hayretle izliyordum. O kadar yol bir tane ışığa yakalanmadan gelinir mi? Gelindi! Sen özel bir çocuksun, senin önün hep açılır” dedi.
Sonra düşündüm evet ben pek kırmızıya denk gelmem trafikte ama bunu hayata yaymamıştım tabi. Tam da bunu düşünürken gözüm yanan kırmızıya takıldı yine. Allah allah bu ışık da amma uzun sürüyormuş. Neyse ilerledim biraz daha, eeee hani şanslıydık? Yine kırmızı!
Böyle böyle yolda 3 kırmızı ışığa yakalandım eve yaklaştığım sıralarda ve tam bizim sokağın oradaki dört yolda ne gördüm? Kaza olmuş!
Babam yine haklı çıktı, ben şanslı bir çocuktum ve kırmızı ışıklar bu sefer belki de işe yaramıştı.
Şu karamsarlıktan kurtulmanın vaktidir derken eve girince yine unuttum ve derdime tasama düştüm, ah bu baş ağrısı neden geçmez derken cep telefonum bipledi.
Karşılıklı mesajlaşarak sohbet ettik biraz. Bu aralar kızımızın cephesinde de aşk hayatı dertleri var. Eh sorunlar bitmiyor değil mi?! Hepimizin ayrı ayrı derdi var tasası var. Ama ne güzel ki şarkıda dediği gibi, birbirimize vitaminler moraller verdik, içimizdeki şeytanlara zülfikarlarla saldırdık ve ben yüzümde gülümseme ile telefonumu kenara koyup önümde duran bilgisayarımı açıp bu yazıyı yazdım. Hem gece gece telefonumu bipleyen kıza teşekkür etmek için, hem de içerde uyuyan babama.
Beni gülümsettikleri için! :)

İyi geceler!!!

12 Eylül Refandumunun ardından,

Pazartesi, Eylül 13th, 2010

düşündüm karar verdim!
Ha yurt dışında yaşamışım ha kendi doğup büyüdüğüm ülkemde. Artık hiç bir farkı kalmadı.
Eğer şimdiye kadar verdiğim hiç bir ‘oy’un değeri olmadıysa ve aynı şeyi bu ülkenin genç nüfusu, çalışan üreten, benden 15 yaş büyükler de söylüyor ise burada yaşamak istemenin anlamı ne? Neden burada bir aile kurayım? Neden ailemi kurduktan sonra aman çocuklarım daha iyi eğitim alsın diye yurt dışında okutabilmek için burada annemden emdiğim süt burnumdan gelsin? Neden bende 15 yıl sonra aynı şeyleri söyleyeyim?
Arkadaşlarım çevrem burada, kendi dilim konuşuluyor, sonuçta vatandaşı olduğum yer diyecek bir durum da kalmadı artık.
Arkadaş ve çevre ise konu, yurt dışında yaşayan o kadar çok arkadaşım var ki, yine kendime arkadaşlarımın çok olduğu bir yer bulabilirim.
Konuşulan dile gelecek olursak, ingilizce zaten anadilim gibi, almancayı anlıyorum, bir senede de fransızcayı hallederim. Eee bu üçünün geçerli olduğu yerleri seçerim ben de yaşamak için.
Vatandaşlığa gelecek olursak, ha yurt dışında azınlıkta kalmışım ha kendi ülkemde, ki kendi ülkemde azınlıkta kalmak daha kötü bir his.
Burada da benim dışımda gelişiyor nasılsa olaylar. Başka memleketlerde olursam oy hakkım bile yok diye oturur, üzülür, barındığım devlete ağlarım, onlar da bana meme verir, geçinir giderim. Yine verdiğim oy hiç bir işe yaramadı diye üzülmem.
Nereye kadar böyle gider bilmiyorum ama ben kendi ülkemde yalnız hissetmek istemiyorum. Madem kendi ülkemde yabancı gibi hissediyorum artık, o zaman ben de yabancı memleketlere gider bari hissettiğim duygunun hakkını veririm.

Herkes giderse bu ülkeyi kim kurtaracak diye soracak olanlara da daha sormadan cevap vermiş olayım.
Belli ki ülke zaten kurtulmak istemiyor, malesef kurtulmak isteyen benim!